19 Mart 2009 Perşembe

bir komutanın günlüğü / 2


Geçen gün odamda otururken telefon çaldı, açsam mı diye bir süre düşündüm. Aslında bazen açmam, hanım arıyor çünkü. Kadınlardan pek hoşlanmam; askerlik yapmaya elverişli değiller netekim.

Bazen bağırıyor, "Ben Kutayhan değilim, kalk armutunu kendin al" diye, ben de "Kutayhan kim yahu?" diyorum genelde. Ama geçen sene "Tahir kim?" dedim. Ondan önceki sene de "Yavuz'a söyle o ütülesin gömleğini, ben Sezai Komutan'ın eşi Nurhan Hanım'la sosyete pazarına gideceğim" demişti. Ben bir şey dememiştim bunun üzerine ama kendisinin sürekli tanımadığım adamların isimlerini söylemesinden şüphelendim. Necati Albay'a söyledim "Şu, şu, şu isimleri bulun" diye, buldu geldi. Meğerse
emir erlerimmiş onlar. "Yahu" dedim, benim emir erlerim niye bu kadar çok değişiyor?" dedim, "Komtanım her sene yeni devreler geliyor ya, kızınız onların arasından sizin adınıza seçiyor" dedi.

O an kendimle bir kez daha gurur duydum ve dedim ki kendi kendime, "Yahu ben ne kadar başarılı bir komutan ve harikulade bir babayım. Öyle mükemmel bir kız evlat yetiştirmişim ki, bu kadar iş güç arasında bir de emir eri seçmekle meşgul olmayım diye bu işi kendi yapıyor".

Tüm bunları düşünürken kapı çalındı, içeri Murtaza girdi, adı Mustafa da olabilir emin değilim tabi... "Komtanım" dedi, "Telefon yaklaşık yarım saattir çalıyor, cevap vermediğiniz için 12 kere bana geri düştü, ben de endişelendim, iyi misiniz diye bakmaya geldim" dedi. Ben de "İyiyim Murtaza, sen nasılsın, yengeyle çocuklar nasıl?" dedim. "Ben bekarım komtanım" dedi. "Ooo, öyle mi neden?" dedim, "Valla kısmet olmadı komtanım" dedi. "Mustafa," dedim, "Ne var ne oldu? "

Murtaza arkasına baktı, sonra bana dönüp "Bana mı dediniz?" dedi. "Evet Mustafa sana dedim" dedim. "Haaa" dedi, "Telefon var da bağlayayım mı dedi?"

"Benim odamda telefon var Mustafa," dedim "başka bir tane bağlamanıza gerek yok". "Tamam komutanım" dedi.
Sonra telefon yine çaldı. Gazeteciymiş, nasıl general olduğumu öğrenmek istiyormuş. "Hımmm" dedim, "Askeri başarılarımdan söz etmek tarzım değildir".

"Ama efendim, halk nasıl general olduğunuzu çok merak ediyor. Bunun bir izahı olmalı diyorlar" dedi.
"O zaman" dedim, "Ben sana bir kaç fotoğraf göndereyim katıldığım savaşlardan, sen gerisini yazarsın zaten..." Sonra emir erim Kutayhan'ı çağırdım, "Eve git, yengene söyle, benim yattığım kanepenin altında fotoğraf albümü var, onu sana versin, sen de bana getir" dedim. "Tamam" dedi çıktı.

Yarım saat sonra geldi. "Ne yaptın?" dedim, "Komtanım, yenge evde yoktu, kızınız vardı. O verdi albümü" dedi. "Senin üstün başın neden parça parça?" dedim. "Komtanım gelirken birlik içindeki K9ların saldırısına uğradım" dedi. O anda çok kızdım, hemen telefonu elime aldım ve Selahattin Albay'ı aradım.

"Selahattin Albay" dedim, "Bu birlikteki K9'lar kimdir? Neden benim emir erim Süleyman'a saldırıyorlar? Bana bunu derhal izah et" dedim. "Efendim" dedi, "Efendini yiyiim ulan, cevap verme bana" diye köpürdüğümü hatırlıyorum. Bunun üzerine sesini çıkaramadı. "Ulan niye konuşmuyorsun, ben sana izah et demedim mi?" dedim, "Demediniz komtanım" dedi. Ben de "Demedim mi demedin mi deme bana" dedim. "Demem komtanım" dedi, "Tamam" dedim.

Sonra Kutayhan'a iki fotoğraf verdim. Biri 1963 yılında, ben henüz genç bir albayken, sıcak bir çatışma anında çekilmiş br fotoğraftı. Düşman askeriyle girdiğimiz teke tek mücadelenin cephe fotoğrafçısı tarafından çekilmiş bir görüntüsüydü. Diğer fotoğraf ise, denizci olarak başladığım askerlik hayatımda görev alanımın ordu tarafından değiştirilmesinden önce çekilmiş bir fotoğraf. Daha doğrusu Kıbrıs açıklarında yaptığımız tatbikatın komşu ülke Yunanistan'ın ordu fotoğrafçısı tarafından çekilmiş hatıra fotoğrafı. Fotoğrafta alt tarafta görülenler bizim gemilerimiz. Gerçi üstte görünmeyen gemiler de bizim ama olsun. Bu tatbikattan takriben 15 gün sonra ordu görev alanımı değiştirerek beni karacı yaptı. Hem denizci hem de karacı olmak kaç askere nasip olabilir ki? İşte general olmamı bu başarılara borçluyum...

Sonra öğrendim ki bizim birlikte K9 yokmuş. Ama K9'un ne olduğunu öğrenemedim. Olsun...

Evi aradım, akşam yemeğinde yeşil fasulye varmış. Nefret ederim yeşil fasulyeden. Kantinden armut aldırdım. Çok sulu ve lezzetliydi netekim...

*****

görsel için gez, göz, arpacık

Hiç yorum yok: