... sakalları rüzgarda titriyordu. sadece iki aydır üstünde durduğu çelimsiz, sopadan bozma bacakları da titriyordu keçiciğin ama inadı inattı. O inatla dünyaya kafa tutardı yeri gelse ama annesine laf dinletemiyordu işte. "Girilbeeyecek o tarlaya" diyordu annesi, "girilbeeyecek! Yenilbeeyeecek o lahanalar". "Niye" diye tosardı "ben çiftçinin, lahanalar çiftçinin, lahanalar benim, yerim işte, yiyeeebeeğim."
Dünya o kadar da sevimli değildi canım, hepimiz birimiz ve birimiz de hepimiz için değildik işte, görünen köy kılavuz istemezdi, köpeksiz köy bulan değneksiz dolaşamazdı artık. Nizam vardı bir kere, yavru bir keçinin bir bağ lahana yemesi ciddi bir kabahatti ve her kabahat, faili kaç yaşında olursa olsun, ceza gerektirirdi. Yoksa nasıl sağlanırdı düzen? Aklına esen yavru önüne gelen lahanayı yese ne bağ kalırdı ne bahçe. Bağban haklıydı canım, keçicik yese lahanayı şehirlerin keçileri ne yiyecekti?
"Şehirli keçi dibi kumlu lahana mı yer beeee" diye tosardı bu sefer, "onun lahanası Brüksel'den geliyor, bizim kıçı kırık lahanamıza mı kaldı şehirli keçi?" "Sus" dedi annesi, "Yolarım sakallarını, baban gibi üstüne vazife olmayan işlere sokma burnunu. Akıllan biraz, inadı yüzünden kesiverdiler babanı. Özgürce dolaşacakmış kırlarda, bütün keçilerin dağ bayır dolaşma hakkı varmış, çoban, köpek istemezmiş başında. Ne oldu? Şimdi başı süslüyor oturma odasını. Kes sesini, dayak isteme benden..."
"Bu annem iyice deli oldu" dedi içinden, inattan kızaran gözlerini dikip anasının suratına. Sevgi doluydu anası ama bu inadın temeli ondan geçmişti miniğe, biliyordu. Babası asla bu kadar diretmezdi, uzlaşırdı, "hümanistti babam" diye kikirdedi, "insanları o kadar içselleştirmişti ki midelerine inmekte bir sakınca görmedi..."
Hiç görünmeden arka tarafa geçti, eşinir gibi yapa yapa; minik, karalı beyazlı burnunu toprağa sürte sürte; güya kendi gibi yeni pıtraklanmış çimenleri yiye yiye, hani annesine küsmüş de arkasını dönmüş gibi dolaşıverdi çitin arkasına. Hımbıl köpek kaşını ufak bir hareketle devirdi, göz hapsindeydi keçi, sicili bozuktu çünkü. Babasını da sevmezdi hımbıl, herkesi toplardı akşam dönüşte, bir bunun babası arıza çıkarırdı. Sarp yamaçların en keskin yerlerine çıkar, olmadık otları yerdi. Öbür keçileri de örgütlerdi sanki, bir, iki derken bir bakardı hımbıl, sürüden 10 keçi yok mıntıkada. Ara ki bulasın inadı, allah bilir nerde, allah vere düşüvermese kayalardan kendi gibilerle. Havlardı, ulurdu da gavurun inadı bir ses vermezdi sesine, belli etmezdi yerini. Diğer keçilerin peşinden üç koşuyorsa bunun peşinden beş koşardı, dili sarkana kadar arardı bu mel'unu.
"Aynı bokun laciverdi işte" diye geçirdi içinden, "şimdi ufak ama büyüyünce belli ne olacağı. " Yine de bozmadı keyfini, nasılsa anası dürüyordu defterini veledin. Bıraktı, anası halleder diye. "Bu analar da olmasa, başına bir iş gelecek korkusu olmasa, işimiz vardı" dedi, düşüverdi zaten yorgun göz kapağı.
"Hımbıııl" diye hımladı keçicik, "kendini akıllı sanıyorsun değil mi? Bilmiyorum ben senin beni gözlediğini..." Resmen ifrit oluyordu bu ite. "Kapı köpeği ne olacak" dedi sakalını titrete titrere... Baktı ki hımbıl dördüncü rüyasında hemen atıverdi kendini bahçenin arkasına. Bu sefer aşağıdaki lahanaları yiyecekti, o taraf sotaydı, çiftçi zaten görmezdi, anası yeni tembihlemişti şüphelenmezdi, e hımbıl da uyuyor, "yiyeceğim o lahanayı, kafamı da kırsanız, sakalımı da yolsanız yiyeceğim" dedi.
Kendine olan anlık güveni, bir yasağı delmenin kanını tutuşturan ateşi, inadının karşı konulamaz gücü, anneye karşı gelmenin cazip daveti, hımbılı atlatmanın zevki, çiftçiye kazık atmanın dayanılmaz hafifliği ve başına buyruk olmanın kuş kanatlarında minik kara gözleri başka bir parıldadı. Kedi gibi girdi alt bağa. Sıra sıra lahanalar öyle de lezizdi ki, inadından değilse lahanaların tadı yüzünden vazgeçmezdi artık davasından.
Ama seçenek çok olunca nerden başlayacağını bilemedi. Bu inat iyi güzeldi de bir de karar vermek gerekiyordu. Stratejik davranmalıydı. Alt bağın üst kısmından başlasa yemeye, ahıra yakındı, annesi meraklanıp aramaya çıkabilir ve onu iş üstünde görünce ateş püskürebilirdi. "Ortadan başlasam kabak gibi yakalanırım. En iyisi ahıra en uzak kenardan başlayayım; sanki otları yiyormuşum da kendimi bir an kaybedip lahanalara dalmışım gibi olur" dedi. Dediğini yapacaktı tabi, yarım bir tur attı bahçenin etrafında, diğer tarafa dolaştı. Başladı kıtırdatmaya. Yeşili ayrı bir seviyordu canım, doğa dediğin başka bir şeydi. Şu lahananın tadı hangi çiçekte, hangi çimende vardı. "Arı mıyım ben beeeee" dedi, "çiçek, çimen yiyeyim. Yemiyorum işte, lahana yiyebeeeğim..."
Bir bağı bitirdi ama lahanalar da az değildi. Resmen "beni de ye, beni de ye" diye süzülüyordu hafif esintide şırfıntılar. O nazik yapraklar bir sağa bir sola sallanıyordu davetkar kollar gibi... Kocaman açılmış, şefkat dolu kollar. Ancak yenirse ruha nüfuz edebilecek kollar. "Yiyeeebeeğim bebeğim, hepinizi yiyebeeeğim."
İkinci bağı da indirdi gövdeye, karnı bayram ediyordu. Bu çiftlikte aç kalmazlardı zaten ama bazen de mükellef bir sofraya ihtiyaç duyarlardı. Üçüncü bağa başladı. Yapraklardan çıkan katır kutur sesler dünyanın en güzel senfonisi olmalıydı. Bu kadar dinlendirici, huzur veren, ruha gıda olan başka bir müzik var mıydı? Hülyalara dalmak işten değildi şu anda...
Birden sırtında bir sızlama duydu. Sıçradı geri anlık bir korkuyla. "Annem mi, çiftçi mi yoksa hımbıl mı?" derken arkasını dönüp bakmaya da korkuyordu. Hepsinin cezası ayrı olurdu çünkü ama korkunun da ecele faydası yoktu elbet. Döndü, arkasına baktı... Kendi gibi baharın ilk pıtraklarından bir sakallı. Şaşırdı önce, bu sakallıyla hiç dövüşmemişlerdi hatta tanışmamışlardı bile. Biliyordu, göz aşinalığı vardı ama tanımazdı, adını bilmezdi mesela.
"Ne var ki?" dedi, "gel sen de ye, ama ses çıkarma yakalanmayalım." Hiddetle eşindi sakallı, "Ne yemesi be" dedi, "ben sana yemeyesin diye taş atıyorum, sen yiyeyim diye beni de ayartmaya çalışıyorsun..." Gerçekten anlamamıştı sakallının derdini. Anlamaz gözlerle baktı pek tabi...
"Çiftçi kızıyor" diye çatal sesiyle üstten üstten konuştu sakallı, "sana kızıyor hepimizi dövüyor. Bundan sonra lahana yediğini görürsem hem kendim taş atacağım hem annene, hem çiftçiye hem de hımbıla haber vereceğim" diye hönkürdü.
Düzen kendini devam ettirir miniğim, sen olmasan da içinde, olacak birileri muhakkak bulunur...
***
Görsele ve sanatçısına ilişkin bilgiye gider


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder