
bacacukları ağrıyordu
"hiç bir şey de yapmadım ama" dedi, "handiyse iki saattir burda böylece duruyorum." Kocamıştı tabi, tartışma götürmezdi bu durum. Nerdeyse 80 yaşındaydı ve çok nadir anlar dışında sürekli ayaktaydı. "Bana kalsa yorulmam ki ben" diye düşündü, "tepeme binmeseler."
Her çeşit insanla muhatap olurdu, yüz verse de vermese de tepesine çıkarlardı. Hatta ev sahibi önce onu sürerdi ortaya... gergin anlarda, mutlu anlarda, yorgun anlarda, kalabalık anlarda, keyif zamanları, iş varken, aşk varken...
"bitmez benim bu çilem" dedi, "şişmanlara bile bir sözüm yok ama o veletler var ya, hani zıplarken tepemde kırıverseler bir bacağımı da, ben de yatsam dinlensem biraz canım."
ev sahibi tembelin önde gideniydi. kıvırcık saçlı, minik burunlu, cin gibi, ateş gibi gözleri fıldır fıldır dönen, her an bir yaramazlık yapabilirim, yaşıma aldanmayın dercesine bakan, kısa boylu, kemikleri kalın olduğu için kilosunu göstermeyen tombullukta, kahkaha atmaktan gut hastalığına uğradı uğrayacak, hani evlense boşansa ya da ölüverse kocası bunun cilvesine dayanamayıp, resmen şen dul olacak bir kadındı. dört beş yakın arkadaşı vardı o kadar. ya onlar gelirdi, ya o giderdi. evin çok kalabalık olduğu zamanlar geride kalmıştı. gayriresmi bir vefat/boşanma olayının ardından ve "erkek değil mi, topunun köküne kibrit suyu, bıraktı gitti beni bir yelloz uğruna" kedi gittikten sonra iyice de yalnızlaşmıştı.
1990'la birlikte özel kanallarla tanışmıştı millet ve eğlence cümbüşü tam gaz devam ediyordu kanallarda amaaa onun evinde tek kanal dönemi hakimdi. sevmezdi öyle alengirli işleri değil, televizyon eskiydi canım. çekmiyordu başka bir kanalı meret. hoş o da zaten delisi değildi televizyon izlemenin ama House olsaydı fena olmazdı bak!
"Yahu" dedi içinden, "Bu evsahibinin ayakları iş yerindeki sandalyeye oturduğu zaman da mı değmiyordur yere acaba? E bu evlenmesin, çocuk gibi lan bu!" Sonra da "bana ne be" dedi, "belki evlenirse kurtulurum ben de..."
İyi adam mı lafın üstüne geldi yoksa çomak mı alsındı eline bilemeden, anahtarın sesini duydu kilitte. "Hah, geldi saçaklı" dedi içinden. Şimdi ayakkabılarını halının üzerinde çıkarır, nerdeyse bir aydır sürekli dinlediği rock albümden artık hangisi çalıyorsa onu bağıra bağıra söyleyerek, yatak odasına geçer, üstünü değiştirir, rahmetli/selametliden kalan hırkayı giyer, ellerini yıkar, mutfağa geçer, fare düşse başı yarılır buzdolabını açar, hımmlar, kapatır, su ısıtıcısına üç dakikada kaynayacak kadar su kor, ki bu konuda artık uzmanlaşmıştı,r kocaman bir kupa çıkarır, içine bir sallama çay sallar, ısıtıcı tınkkk edene kadarki sürede çişini yapmak için tuvalete gider, çıkıp ellerini banyoda yıkar, kurulama işlemi bittiğinde tınkkk sesini duymuş olur, suyu döker, kupayı alır, şeker kullanmaz, lambayı kapatır, salona geçer, kanepeye kurulur, televizyonda artık kim varsa sesi çıkmayarak viyaklarken o da bir kitap bulur okumaya başlar.
"Ben de burda bekleyeyim öyle" dedi içinden. "Tamam o kanepe kadar rahat edemez benim kucağıma otursa ama ayıp oluyor yani." Kıymetimin bilinmesi için illa perdelerin mi yıkanması lazım, üst raflara uzanılmasını mı bekleyeceğim tedavüle girmek için, kıskançlık değil bu, işe yaradığımı bilmek istiyorum canım" diye serzendi.
Hemen bir akşam yemeği ayarlanmalı. En az dört kişi gelmeli. Off kadın hala bağlatmadı ki ocağı. Neyle pişirecek yemeği! Tembel kadın, senin üşengeçliğin yüzünden yaşama amacımı kaybettim ben be! Yok böyle olmazdı bu iş, gder miydi canım böyle? Etrafına baktı, ondan başk herkes gayet memnundu hayatından. Kanepeyle kitaplık zaten mihracenin gözdeleri, birinden kalkıp öbürüne uzanıyor. Kupa desen yeni gelin gibi kurum kurum, "elinden düşürmez beni ayol, öyle sıkı fıkıyız, can ciğer kuzu sarması handiyse" bakışı hülyalı gözlerinde.
Ulan bana yar olmazsa huzur ben de sokarım nifak tohumunu araya. Bak kızım sen bu sahiple çok takılıyosun ama başka kupaları da var onun, işyerinde cam bir kupası var, demirden kulplu böyle, reklamlarda var ya çay reklamlarında hah, ondan işte. Boşuna kurumlanma yani, tek değilsin. Ayrıca sen ordaki, sayfalı, seni şimdi böyle yutarcasına okuduğuna bakma, işin bitti mi doğru ananın kucağına. Kimbilir bir daha ne zaman çıkarsın ordan?
Vay anasını be, tınmıyorlar yahu! Şştt, kime diyor? Aloo? Bir ben miyim perişan gecenin haksızlığında? Bacaklarım ağrıyor. Off! ters çevir bari giderken. Noldu? Çay bitti yapı paydos! Yatmaya gidiyorsun değil mi? Zalim, zalim kadın, diktin beni burda böylece, nereye gidiyorsun? İlk zamanlar böyle değildi ama, inmezdin kucağımdan, çekirdek aile istemiyorum, ben de ilgi görmek istiyorum... Veletler binsin tepeme, geçse de gençlik çağım, kırılsa da bacağım...
Dur söndürme ışığı. Ah hain! Kadın değil mi, hepsi bir. Bu eve bir erkek şart, şöyle ayaklarını sırtıma uzatacak, olmadı bana sehpa muamelesi yapacak, kızınca yeri geldiğince tekmeleyecek bir erkek! Rahmetli/selametliden sonra epey duruldu bu canım, bağırmıyor bile değil ki sağı solu tekmelesin. Ancak gizli gizli göz yaşı döküyor gözdesinin koynunda. Yazık mıdır acaba? Sinir krizi geçirme hakkını bile elinden almışlar kızcağızın. Olsun ben severim onu her koşulda, en azından eziyet etmiyor bana, yer kaplıyorum diye balkona da koyabilirdi koymadı, öylece duruyorum orta yerde.
Bacacuklarım ağrıyor ama, en azından giderken yanlışlıkla çarpsaydı da yan yatsaydım, sabaha kadar kaldırmazdı üşenmekten. Uyudun mu? Uyu, uyu... Uyku seni büyütemedi belki içindeki veledi büyütür...
*******
ne rahat bir görselmiş diyenler için...


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder