
Talatpaşa Bulvarı üzerindeki Kestane Parkı'nı Dikimevi'ne doğru pek az geçinceki ve en az komşuları kadar sefil tavernanın çelik kapısı açıldı. Tepe üstü çakılmış gibi eğri kafası, kafasının biçimsizliğiyle hiç zorlanmadan aşık atacak kadar münasebetsiz tıknazlığıyla bir adam çıktı dışarı. Kısık ve sevimsiz gözlere etrafa baktı. Parıltılı güneşin pineklettiği bu adam, beceriksiz gece yaratıkları gibi akşamı beklemekteydi. Tavernada yaptığı tek iş olan 'ne iş olsa yapmak abi'ye faturaları yatırmak; konsomatrislerin kıyafetlerini kuru temizlemeden ya da terziden almak; hesaptaki en azından şişirmeyi ödememek için horozlanan müşteriyi alaşağı eden vadigartlara el vermek, ki bunu daha çok hırsını almak için yapardı ve patronun yemediği kebapları yemek de dahildi.
Oraya kadar nasıl geldiği zaten bir muammayken orta 2'de ani ve aile çevresinde şok etkisi yaratan bir karar alarak okulu terk eden bu adam; otuzbirci sayfa sekreterlerinin üçüncü sınıf porno dergilerden aşırdıkları çıplak kadın resimlerinin altına adeta edebi bir alt dal kıratında döşedikleri "Oksana, Türk erkeklerine hayran kaldı" yazılarıyla bile ilgilenmediği için 20 yaşına gelmeden okumayı neredeyse unutmuştu.
Aslına bakılırsa ilk başlarda bu yazıları iç çekerek okuyordu. Gazetenin hazırlanmasında verilen emeğe saygı göstermek için önce bütün yengelerin altını üstünü iyice okuyordu. Değil mi ki ağaç hızarında birlikte çalıştığı alyanak oğlan engin bilgi birikimini Hukranya'dan gelen konsomatris kız üzerinde denemeye kalkıp hayatının dayağını yedi, o zaman anladı okumanın sonu yok. En güzeli renkli resimli...
Aslında 40'larının henüz başında olan bu adam o kadar sıradan bir hayat sürmüştü ki ceketinin iç cebinde en az 15 yıl daha vardı. Teyzesinin kızıyla evlenip zeka donukluğundan muzdarip bir kız çocuğuna babalık eden dayısını, o ağır yükten kurtaran adam, kendi yükünü yükleyecek kimseyi bulamadı. Annesinden kötü durumda olan kızını, 21 yaşına gelene kadar her gün sırtlayıp parka götürdü, diğer çocuklar tarafından itilip kakılmasını ama her seferinde daha büyük bir gülüşle hepsini affetmesini izledi.
Karısını döverdi, dayısının kızı olduğu için daha da rahat döverdi. Ama kızını dövemedi, çünkü karısı kendini odaya kilitlemeyi akıl edebiliyordu ama kızı onu bile akıl edemezdi. Sadece yüzünü inceltip yumruk gibi yaş dökerdi. Kızını dövemeyince karısına vurmaktan da vazgeçti... Sigortadan emekli oldu, kahveye dadandı.
Önceleri sadece yancıydı. Laf etmesinler diye çay may da içmez, sadece izlerdi. Sonra dublör oldu; masadan kalkanları marke etmeye başladı. İlk zamanlar kimin yerine oynuyorsa onu sorumlu tutar, kaybederse zırnık para vermeyeceğini baştan söylerdi.
Sonra kazancın tadını aldı, kendi yancıları oldu. Yarıcılıktan kahyalığa yükseldi... Üç beş yolunu buldu, beş on yolundu. Bir yılın sonunda kahvenin demirbaşı olmuştu. Ocakçıyla geliyor, ortalığı temizlemesine, çayı demlemesine yardım ediyor; köşedeki simit arabasından aldığı simidi yedikten sonra diğer erkencilerle masaya kuruluyordu.
Üç yıl boyunca her sabah 'evkaftaki memuriyet'e gider gibi gitti kahveye. Öyle büyük bir istidattı ki yandaki taverna tarafından fark edilmesi kaçınılmazdı. Nitekim öğlen üçe kadar kahvede üçten sonra tavernada olmak üzere ikili bir hayata başladı. Tavernadaki ikinci yılını, kahveden dostlarıyla birlikte kutladı. Yatakta emir veren bir kadınla da ilk kez o gece karşılaştı...
Yeşili atmış, kahveye dönmüş kumaş pantolonunun üzerine, muhtemelen sadece alındığı gün takım olan bir ceket giyen ve şıklığını el örme bir süveterle tamamlayan bu adam, son nefesini çektikten sonra, parmaklarını artık yakmak üzere olan izmariti kaldırıma fırlattı. Gözlerini karşıdaki tavernanın yeni afişine dikti. Büyük ihtimalle etine dolgun bir kadının sahne alacağını duyuran afişteki ismi okumak için hazırlanırken birden boğazında bir sızı duydu. Aynı anda arkasındaki çelik kapıya bir kızıllık sıçradı ve kapının kötü yeşil renginde yeni bir desen açıldı. Kızıllık kapıdan yavaş yavaş süzülürken adamın ayaklarının altındaki gölge büyüdü. Adam etrafında varlığını hissettiği handiyse dokunduğu ama bir türlü göremediği şeyden destek almak için ellerini savururken gırtlağı kara bir ağız gibi açıldı. Adam kendi etrafında döne döne koştu ama yeşili artık kızıl olan kapı kapalıydı. Kapıyı yumrukladı ama akşamın o saatinde sazcılar artık akorda başlamıştı ve içerdeki kimse onu duyamadı. Adam kapıya doğru yıkıldı ve akşamın o saatinde orada öldü...
***
görsel hakkında bilgi almak için okuyunuz


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder